2026 İstanbul’undan 1907 Paris’ine geçiş Piramid Sanat Sergi Salonu’nun kapısından ilk adımı atınca insanı içene çekerken ruhunu okşayan zaman yolculuğu romantizminde değil, bir anda ve keskinlik içinde gerçekleşiyor.
“Keskinlik” belki de sanat tarihinin iki ressamını buluşturan şey’in kendisi, diye düşünmeye zaman bulamadan; zaman bükücü gibi müzik ve aksesuarlar ve ritm ve tablolar ve kürasyon ve Picasso ve Baykam 1907den çıkmanıza/ herhangi bir ‘şey’ getirmenize izin vermiyor.
İkinci adımınızda anlıyorsunuz ki sadece ikisi var… Sadece ikisinin fırça darbeleri… Sadece ikisinin meydan okuması… Sadece Baykam’ın Picasso’su…
Aralarında bir tek O var: Les Demoiselles d’Avignon

Çok iyi biliriz ki sadece sanat merkezi değildir, aynı zamanda bir düşün atölyesidir Piramid Sanat; ülkemizin kültürel ve siyasal meseleleri ile ilgili toplantılar, paneller, anma geceleri, konuşulmayanın sorgulandığı, nefes almamızı sağlayan yaşam alanımızdır. Her başlıkta defalarca bulundum. Yani defalarca öncü sergiler, sert tartışmalar, duygusal anlar, özel davetlere şahit olmuş olsam da, böyle bir ‘anlatı’ya ilk defa şahit oluyordum.
Baykam ise hayatının en gizli sayfasını açıyor gibi, bir sırrı paylaşır gibi özenle seçtiği kelimelerde kayboluyordu, serginin görünmeyenlerini aktarırken hikayenin kendisi oluyordu, böyle bir an’ına da ilk defa şahit oluyordum.

Picasso ile özdeşleşmişti Baykam, “kankam” diyordu. Dostluğun mahrem dünyasında neler oluyordu…
“Kadınlar üzerine sohbet ediyoruz, boyaları konuşuyoruz. Baş yapıtını yaparken Picasso 26 yaşındaydı. Ben, kendi baş yapıtımı 24 yaşında yaptım. . Birçok sanatçı en önemli işlerini yirmili yaşlarda yapar zaten.
Stilim, tekniğim Picasso’ya hiç benzemiyor ama sanat yaklaşımım birkaç açıdan benziyor.
Birincisi kendini tekrarlamamak, farklı teknikler ve stiller denemek, kabuk değiştirmekten korkmamak.
İkincisi sanatla ilişkisinin, hayatla ilişkisinin kadınlarla çok ilgili olması ki bu bende de böyle.
Üçüncüsü adamın hayatını çok iyi tanıyorum, kendimi onun dönem arkadaşı gibi hissediyorum. Picasso çetesi diyoruz ya o yanındaki yazarlara… Kendimi o çetenin de üyesi olarak hissediyorum, aslında belki öyleyimdir. ” diye özetliyor.

Picasso eğer sergiyi izleseydi “Sen gerçekten beynime girmişsin, beni her an takip mi ediyordun nedir bu, diye yakama yapışabilirdi. Bir tek, Mehmet Siyah Kalemi tanımazdı, bu ne derdi? Şayet rastlasaydın devrimini başka türlü yapacaktın belki, derdim. Mehmet Siyah Kalem kitabına bakıp, haklısın, derdi.
Ayakta duran Picasso’nun sol bacağının arkasında “Fahişenin Odası”nın bir parçası var, soyunan kadın… (Fahişenin Odası Baykam’ın başyapıtı)

Bu ne derdi… Bu resminin (Les Demoiselles d’Avignon), sen yaptıktan 74 yıl sonraki iz düşümü, derdim. O resim 120 yaşında. 50 yaşında bir genç resim iken doğdum. Şimdi 1981’de yaptığım Fahişenin Odası 45 yaşında.
Zaman testi önemlidir resimlerde. Benim veya Picasso’nun veya Dali’nin yaptığı bir resim bireyi ya da toplumu yapıldıktan üç sene sonra etkiliyor mu, 50-100 sene sonra etkiliyor mu?”
Picasso’nun sanat tarihindeki ifadesine dair…
“Picasso modern çağın en meşhur ressamı olmayı ifade eder. Ne yapsa herkesi geçer, ne yapsa satar, ne yapsa alıcısı vardır, ne yapsa rekor fiyata verebilir. Piyasası doymaz, doymayacak kadar talebi vardır.
Başkaları onun kadar meşhur olmaya çalışmıştır. Uzaktan yaklaştığına inanmıştır, mesela Dali, mesela Andy Warhol. Ama esas egemenlik, liderlik Picasso’nundur.
Matisse ile aralarında büyük rekabet vardı. Paris’te kim en ünlü olacak, kim en dikkat çekici olacak, herkesin “Best Painter” olarak konuştuğu kim olacak… Matisse elbette dünya sanat tarihinde çok çok önemli bir sanatçı, söylemeye gerek yok ama Picasso O’nu geçti.”

Hep bir “o-an” vardır ya… “O-an” ı merak ediyordum. Bedri Baykam hafif gülümseme ile yanıt vermeye başladı, belli ki ne beklediğimi fark etti ve hikaye hiç de alışık olduğumuz gibi değildi:
“Bir adet anı yok. Picasso’yu gördüm de vuruldum diye bir şey olmadı. 11-12 yaşımda Picasso hakkında bir ödev hazırladım. Picasso’nun dönemlerini inceledim. Ödevi yaparken de en çok etkilendiğim Les Demoiselles d’Avignon olmuştu. Çok şaşırdığımı, çok irkildiğimi hatırlıyorum.
1981’de Fahişenin Odası’nı yaptığımda da en çok baktığım, analizine ve gelişimine odaklandığım Picasso ve Les Demoiselles d’Avignon idi.”
Picasso, sevgilisi Gilot’u Bateau-Lovair’e götürür. O’nu koridordan geçirir, atölyesine getirir.
Der ki “Bu kapıyı aç, Mavi Dönem’e geri döneceğiz…”
Ama kapı kapalı kalır, kimse açmaz.
Sonra birkaç sokak yukarıya, Rue des Saules’a çıkarlar.
Bir evin önünde dururlar.
“Yaşlı, dişsiz ve hasta bir kadını yatakta gördüm. Kapıda dururken Pablo onunla alçak sesle konuştu. Birkaç dakika sonra Pablo kadının komodinine biraz para bıraktı. Kadın ona defalarca teşekkür etti ve biz tekrar dışarı çıktık. Yolda yürürken Pablo hiçbir şey söylemedi. Ona neden beni bu kadını görmeye getirdiğini sordum. Sessizce ‘hayatı öğrenmeni istiyorum’ dedi. ‘Ama özellikle neden bu yaşlı kadın?’ diye sordum.
‘O kadının adı Germaine Pichot. Şimdi yaşlı, dişsiz, fakir ve talihsiz. Ama gençliğinde çok güzeldi ve bir ressam arkadaşımının öyle acı çekmesine neden oldu ki, o sonunda intihar etti. Paris’e ilk geldiğimde genç bir çamaşırcıydı…
Birçok erkeğin başını döndürdü. Bir de şimdi bak ona…”
Casagemas’ın Germaine’niydi
Françoise Gilot ile Bedri Baykam 1984 yılında New York’ tanışıyor. Altı saat beraber geçiriyorlar, Polonyalı sanat taciri Darius Glowacki’nin evinde. Tanıştırıldıklarına Baykam şok geçiriyor. Yakın dostu Picasso’nun sevgilisi karşısında. Gilot da ressam ve üç sene önce 101,5 yaşında hayatını kaybediyor. Bedri Baykam “o zaman Piramid yoktu, ona burada bir sergi açmayı isterdim” diyor ve Demoiselles d’Avignon”nun saklı izleri ve sanat tarihinin gizeminde dolaşmaya başlıyoruz:
“Picasso’yu derinden etkileyen olaylardan biri, Barselona’dan Paris’e geldiği Carles Casagemas ‘ın ilk tanıştıkları ve beraber komünal hayat yaşamaya başladıkları üç kızdan birine Germaine’e aşık olması ve son aşk dekorasyonunda reddedildikten sonra o Café de l’Hippodrome ‘da intihar etmesi…
Aslında önce kıza ateş edip, öldürdüğünü zannedip kendi şakağına kurşun çekip intihar etmesi ve iki saat sonra ölmesi…

Picasso’da yarattığı şok “The Burial of Casagemas” Picasso’nun arkasındaki o mavi döneminin (siyah dairenin içinde) ve Les Demoiselles d’Avignon’a giden yolda en önemli yapıtı.
Picasso’nun etkilendiği ressamlar var, Gauguin, Cezanne ve El Greco. El Greco İspanya tarihinden bir ressam; Cezanne Picasso’dan bir kuşak daha yaşlı ‘hepimizin atası’ diyorlar O’nun için. Picasso Gauguin’e de çok imreniyor.
Ancak Picasso bir devrim resmi yapmak istiyor. Bunu yapmak isteyişin nedeni Matisse ile arasındaki büyük rekabet, onu geçmek için yeni bir şey bulmaya mecbur.
Matisse ve fovizm Paris’te büyük bir çıkış yapıyor. Matisse, Andre Derain, Camoin, Kees Van Dongen, Marquet… Picasso onlar gibi yaparak, onları taklit ederek daha iyi bir ressam olamaz. Daha güzel kadınlarla, daha cennet vari büyük bir resim yapsa onları aşamaz. Başka bir şey bulması gerektiğini biliyor.
Bahsettiğim dönem 1905, Les Demoiselles d’Avignon 1907.
Cezanne’a bakıyor, El Greco’ya bakıyor, Gauguin’e bakıyor, Bedri Baykam’a henüz bakamıyor.
Sevgilisi Fernande ile Pirene Dağları’nın yamaçlarında kaçakçıların geçiş yeri olan bir İspanyol kasabası Gósol’a gidiyor. Orada iki ay kapanıp resim yapıyor. Dört yüz eskizin önemli bir kısmını orada yapıyor. Bu da orada yaptığı meşhur bir resim var: Harem.

Paris’e dönüyor. Kafasında devrim var.1907 baharının başlarında kalın ve güzel tualler satın alıyor. Modernizm ve Picasso için “büyük boy bir macera” başlıyordu.
Ev-atölye olarak kullandığı Bateau Lavoir ‘a girip çıkan üç arkadaşı var. Andre Salmon, Max Jacob Cocteau, Guillaume Apollinaire. Hepsi adım adım resmin ilerleyişini görüyor, adı “Felsefi Kerhane” olsun diyorlar. Eminim çok gülmüşlerdir.
Resim uzun süre bir örtü altında kalıyor, insan içine çıkarmaya korkuyorlar. Her görende çok büyük bir şok yaratıyor.
Bizim bugün neden onun böyle bir şok yarattığını, 119 yıl geçtikten sonra anlamamız imkansız. Çünkü anakronizme düşüyor beynimiz direkt olarak, “ne var bu resimde” diyor reflekslerimiz. Halbuki şöyle yapmamız lazım…

O güne kadar Fransız sanatsever Louvre müzesini gezmiş, klasik resimler görmüş, en fazla modern sanatta empresyonist resimler görmüş, post empresyonist resimler görmüş. Bunlardan çok önce Louvre müzesindeki dini ikonları görmüş, resimleri görmüş. Yarım asırdır yavaş yavaş oturan bir kadın figür estetiğine alışmış.
Ama Picasso bu resminde figürler dolap gibi, karikatür gibi, hipnotize gibi bakıyor, insana da benzemiyor. Seksi falan da değiller rağmen çekinmez bir şekilde göğüslerini teşhir ediyorlar. Afrika heykelciklerine benziyor.
Niye? Afrika sanatını, maske ve totemlerini, heykellerini Rennes sokağında keşfedip ilk biblosunu satın aldıktan sonra, ellerinde onu tutarken bir büyü, bir fetiş, bir tılsım, bir hipnotize olma, etkilenme, neredeyse nefesini kaybetme hissediyordu Picasso. Dolayısıyla resmin de bu çizgide farklılaşması ve tılsımı temsil etmesi, yansıtması sürpriz değil.
Resmi atölyede görenler birbirine efsanevi bir saçmalık yapmış, canavar resmi yapmış diye anlatıyor. Resim bir örtü altında bekliyor. Kaldırıp bakanlar mesela dehşet içinde kapatıp ya gülüyor ya kaçıyor.
Sonuç olarak o şok dalgası yavaş yavaş yayıldı.
Matisse “bu resmi ciddi yapmış olamaz, benimle alay etmek için yaptı, beni kızdırmak için yaptı” dedi.
Bir başka Fov ressam Andre Derain “Picasso’yu o büyük resminin arkasında intihar etmiş bulacağız” dedi.
Braque “sen sanki kerosen içmişsin ve ateş fışkırtıyorsun”, Feneon “sen artık karikatürist oldun, sen artık gazetelerle konuşup karikatürler yap, ressam değilsin artık” dedi.
Picasso hepsini hazmetti, ağlamaya başlamadı, resmin üstünü siyaha boyamadı. Zaman hepsini utandırdı zaten.”
Baykam on Picasso sadece sergi değil, sadece iki ayrı dönem ressamının izdüşümleri değil, sanat tarihinden kesit değil.
Benliğinize devrimi vuran, rengi size ait olamayacak kadar özgür bir fırça darbesi, sizinle adım adım büyüyecek.
Baykam on Picasso’ya hoş geldiniz…
5 Eylül’e kadar zamanınız var, mutlaka Piramid Sanat’a yolunuzu düşürün ve Baykam on Picasso yolculuğunu deneyimleyin.
Adres: Feridiye Cad. No:25 Taksim/İstanbul
