TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN TEMELİ KÜLTÜRDÜR

GARO ATAMAN YAZDI: KALKEDON’U HAYAL ETMEK

Midilli’den yüklenen zeytin ve zeytinyağı sandıklarıyla lodos rüzgârını bekleyen gemi, nihayet Çanakkale Boğazı’na doğru süzülmeye başladı. Ancak Marmara Adası açıklarında rüzgârın kesilmesiyle mürettebat küreklere sarıldı. Uzun ve yorucu bir kürek çekişinin ardından ufukta Prens Adaları göründü.

Adaları görmek gemideki herkese derin bir nefes aldırmış, uzun ve yorucu yolculuğun ardından içlerinde büyük bir sevinç yaratmıştı. Artık o zamanki adıyla Konstantinopolis’e, yani İstanbul’a çok yaklaşmışlardı.

Günlerce süren deniz yolculuğunun ardından kan ter içinde kalan mürettebat ve tüccarlar, şehre ayak basmadan önce dinlenmek ve kendilerine çeki düzen vermek istiyorlardı. Bu yüzden ilk durakları Khalkedon, yani günümüzdeki adıyla Kadıköy olacaktı.

“Körler Ülkesi” tanımlaması ve Kadıköy’ün ikinci sınıf görülmesi tarihte Kadıköy için tamamen yanlış bir varsayımdır. İlk gelenlerin burayı yerleşim yeri olarak seçmelerinin çok mantıklı ve hayati bir sebebi vardı: Su.

Kurulacak olan Konstantinopolis su yönünden son derece fakirdi; hatta su kaynakları neredeyse yok denecek kadar azdı. Tarih boyunca teknoloji ilerledikçe, özellikle Eminönü tarafındaki eski İstanbul’a su kemerleri ve viyadüklerle su taşınabilmiş, ancak bundan sonra şehirde kalıcı bir yaşam kurulabilmişti.

Fakat Kalkedon için durum çok farklıydı. Kadıköy, zengin yeraltı tatlı su kaynakları, Kurbağalıdere ve Haydarpaşa limanları, Moda Burnu’ndan denize dökülen yeraltı tatlı su pınarları sayesinde yaşam için ideal altyapıya sahipti.

Kör oldukları için buraya yerleşmemişti Megaralılar, Atina’dan geldiklerinde.

Antik çağda şehirlerin en yüksek noktalarına tanrılara adanmış tapınaklar inşa edilirdi. Bir rivayete göre, bugünkü Moda bölgesinin en yüksek noktasında görkemli bir Apollon Tapınağı bulunuyordu. Bu tapınağın çevresini saran tatlı sular, bölgede çok sayıda Roma hamamının kurulmasına zemin hazırlamıştı.

Bugün bile bu ihtişamlı Roma hamamının izlerine Kadıköy’de rastlamak mümkündür. Kentsel dönüşüm kapsamındaki kazılarda toprağın birkaç metre altında gün yüzüne çıkan birçok hamam ve yapı, koruma altına alındı. Hamamların ısınma sistemleri (hipokaust) ve üst üste konulan Bizans tipi tuğlalarla örülü duvarlar hâlâ yer yer görülebilmektedir.

Aşağıda akmaya devam eden su, bugün Koço’nun lokantasının içindeki ayazmaya kadar ulaşmaktadır. Ayazmanın hemen yanında, eski plajın bulunduğu noktadaki çeşme hâlâ akmaktadır. Hatta Moda’dan denize girdiğinizde, en sıcak yaz günlerinde bile dipte hissedilen o serin tatlı su akıntıları, Kadıköy’ün binlerce yıllık yeraltı zenginliğinin sessiz bir tanığıdır.

Gemi, Kalkedon’un Kurbağalıdere Limanı’na doğru süzülerek içeri girmeye başladı. Sol tarafı tamamen bataklık olan bu liman, korunaklı Kadıköy surlarının hemen bitiminde yer alıyordu. Limana varıldığında önceden satılmış olan bir kısım testiler ve ağır sandıklar büyük bir telâşla indirildi, paralar alındı. Civardaki hamamlara doğru yayılan mürettebat ve tüccarlar, uzun yolculuğun yorgunluğunu üzerlerinden attı. Önce temizlendiler, dinlendiler; akşam ziyafet ve müzik eşliğinde yenilenip ardından en güzel kıyafetlerini giyinip iki gün sonra yeniden gemiye geri döndüler. Artık başkente adım atmaya tamamen hazırlandıkları bir dönemeçteydiler.

Kurbağalıdere Limanı’ndan ayrılarak Fenerbahçe-Kalamış Koyu’na doğru ilerlediler, çünkü sağ taraf sığlıktı. Bu güzergâhta, Moda çevresinden Kadıköy’e uzanan görkemli surlar bütün ihtişamıyla görülebiliyordu. Kadıköy istikametine yeniden yelken açan gemi, yaklaşık yarım saat içinde Haydarpaşa Limanı’na ulaştı. Kurbağalıdere’ye kıyasla nispeten daha büyük olan Haydarpaşa Limanı’nda hareketlilik hemen göze çarpıyordu; bölgedeki tüccarlarla ilk ticari görüşmeler ve pazarlıklar burada yapılmaya başladı.

Limana hâkim bir noktada bulunan soylunun villasının balkonunda oturarak çevreyi izleyen Romalı asiller uzaktan rahatlıkla seçilebiliyordu. Buradan başka tüccarların da kara yoluyla getirdiği yeni mallar da yüklendi, bir kısım yük ise alıcıların tercihiyle indirilip satıldı. Nihayetinde en şık kıyafetlerini kuşanmış olan tüccarlar, aylar boyu büyük bir emekle hazırladıkları zeytinyağlarını, zeytinlerini ve güneyden gelen değerli kumaşlarını Konstantinopolis’e ulaştırıp satmak üzere yeniden yelken açtılar.

Başkentte elde ettikleri kazançla birlikte, aynı rotayı tersine çevirerek Ege’nin mavi sularına ve memleketlerine geri döneceklerdi.

Antik dönemde Roma imparatorlarının ve zengin Romalıların Kadıköy çevresinde villaları, yazlık mesire yerleri olduğu bilinmektedir. Haydarpaşa kazılarında elde edilen bulgular da bu tarihi gerçeği defalarca kanıtlamıştır.

Aslında hepimiz geçmişin üzerinde yaşıyoruz farkına varmadan.

Sahil, bugünkü İskele Camii önü… burası kumluk ve denizmiş. Bugünkü doldurulmuş sahilin sonu olan motor iskelesinden denize bakınca halen altın gibi parıldayan kumluk gözükür.

Solumuzdaki Yasa Caddesi’ndeki Aya Efimiya Kilisesi’nin yanından yukarı çıkan Serasker Caddesi o zamanın ana caddesi, belki sağlı sollu mermer sütunlarla süslü bir yol ve bugünkü Bahariye’ye çıkıp ardından Antik Kurbağalıdere Limanı’na iniyor, aslında bugün bile bu hat çeşmelerle dolu, belki de Romalı bir soylunun villasının kapısında duruyoruz Bahariye Caddesi’nde; Küçük Moda’da ise denize nazır Roma tiyatrosunda çay içiyoruz Kalamış Koyu’na karşı. Kim bilir…

Bildiğimiz tek şey mükemmel Roma mühendisliği. Halen bulunan hamam kalıntılarında, sarnıçlarda ve kuyularda su toplanıyor; Kayışdağı eteklerinden süzülerek gelen sular binlerce sene önce yapılmış boru sistemleri, gider, toplama ve taksim kanalları ile günümüzde bile çalışmaya devam ediyor.

Peki ya bugün yaptıklarımız?

NOT: Görseller hayal ürünüdür.