Sanatın yalnızca belirli bir estetik anlayışın içinde kalmaması; yaşadığı dönemin enerjisini taşıması ve hatta zamanın ötesine geçebilmesi için, çağın ortaya çıkardığı teknikleri, teknolojileri, bilimsel gelişmeleri ve yeni malzemeleri dikkate almak gerektiğine inanıyorum.

Benim için gelenek ile yenilik birbirinin karşıtı değil; aksine, geçmişten gelen birikimin yeni malzemeler ve yeni düşünce biçimleri aracılığıyla yeniden aktive edilebileceği iki alan. Geleneğin üzerine yeni anlamlar ekleyerek ilerlemek, sanatın dönüşümünün doğal bir parçası. Yapay zekâ, NFT ve yeni medya sanatı gibi güncel teknolojilere olumlu bakıyor; onları sanatın önüne geçmesi gereken teknolojiler olarak değil, çağımızın ortaya çıkardığı yeni nesil malzemeler olarak değerlendiriyorum.

Fotoğraf makinesinin icadı nasıl sanatçılar için daha önce var olmayan ifade ve üretim olanakları yarattıysa, bugün dijital teknolojilerin de benzer bir potansiyel taşıdığını düşünüyorum. Buradaki ilgim teknolojiyi yalnızca çağdaş görünmek için kullanmak değil; onun üretim biçimimizin, algımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin nasıl değiştiğini araştırmaktır. Çağımıza ait anlamlarını ve dönüştürücü potansiyelini sanat pratiğinin bir parçası haline getirmektir.
“ Yeni nesil malzemeler” benim için yalnızca teknolojik araç anlamına gelmiyor. Çağımızın gündelik hayatını şekillendiren nesneler, dijital üretim biçimleri, yapay ışık, sentetik malzemeler, yeni medya araçları ve veri temelli üretim yöntemleri de bu alanın içinde yer alıyor. Zeitgeist’ı, zamanın ruhunu, yakalayabilmek adına döneme ait malzemelerle çalışmayı önemli buluyorum.

Güncel bir ürün ya da teknoloji, yalnızca işlevsel bir nesne değildir; üretildiği dönemin düşünce biçimi, estetik anlayışı, ihtiyaçları, arzuları ve hayal dünyası hakkında da çok şey söyler. Döneme ait bir malzemeyle çalışmak benim için üretime taze bir nefes aldırmak anlamına geliyor. Teknoloji hem bir üretim amacı bir kavram hem de bir malzeme. Malzemenin kendi potansiyeli ile ona yüklediğim anlamın örtüşmesi, üretim pratiğimdeki temel seçim kriterlerinden biri. Güncel sanatın yeni nesil malzemeleri benim için merak, deney ve keşif üzerine kurulu bir oyun alanı yaratıyor.

Kendi çalışmalarımda dijital üretimi ile plastik sanatları bir arada kullanıyorum. Dijitali, üretimin daha soyut, görünmeyen ve düşünsel tarafı olarak ele alırken; plastik sanatlarla buluştuğu noktada bu soyut alanın somut bir bedene ve mekâna dönüştüğünü düşünüyorum. Bu karşılaşma benim için ruh, beden ve mekân arasındaki ilişkiyi araştırdığım bir alanı yaratıyor. Malzeme seçimimi yalnızca görsel özelliklerine göre yapmıyorum. Malzemenin kendi potansiyeli, çağrışımları ve üretim biçimiyle ona yüklediğim anlamın örtüşmesi benim için belirleyici. Elektromanyetik alan, renk, sahne, küresel kültür ve soyut dışavurumcu çizginin zarafeti üzerine yoğunlaştığım bu dönemde, malzemenin taşıdığı özelliklerden yola çıkarak bir hikâye kuruyorum.
Bu hikâyelerde sıklıkla karşılaştığım kavramlardan biri ışık. Işık benim için yalnızca fiziksel bir olgu değil; aynı zamanda ismim Mira ile de ilişkili, kişisel bir kavram. Tüm çalışmalarımda kavramsal olarak yer alsa da bazen gün ışığını, bazen de aydınlatma cihazları ve LED’ler aracılığıyla yapay ışığı fiziksel olarak işe dahil ediyorum. Özellikle heykellerimde LED ışıklar, eserin tamamlayıcı bir unsuru olmaktan öte, anlatının taşıyıcı unsurlarından birine dönüşüyor.

Gündelik hayatta bir mekânı aydınlatmak için kullanılan ışık, sanatta başka bir anlam kazanmaya başlıyor. Burada ışığın anlamını değiştiren, onu yeniden bağlama yerleştiren bakış açısıdır. Bu nedenle ışığı, hem fiziksel hem de kavramsal bir malzeme olarak görüyorum. Işığın titreşimi, yansıması, mekanı değiştirme biçimi ve parıltısı; elektromanyetik alan, enerji ve ruh kavramları arasında kurduğum ilişkinin somut bir karşılığına dönüşüyor.
Hepimizin bir tür optik illüzyonun içinde yaşadığımız düşüncesinden hareketle, ışığın algımızı dönüştüren gücünü de çalışmalarımın önemli bir parçası olarak ele alıyorum. Gözle görünmeyen bir enerjiyi fiziksel bir deneyime dönüştürmek ve izleyicinin bu dönüşümü kendi bedeni üzerinden deneyimlemesini sağlamak, üretim pratiğimde önemli bir yere sahip. Bu bağlamda geleneksel olanı da nostaljik bir referans olarak değil, yeniden aktive edilebilecek bir enerji ve kültürel hafıza alanı olarak görüyorum.
Geleneksel motifler, nesneler ve estetik kodlar; dijital üretim, yapay ışık ve çağdaş malzemelerle karşılaştığında yeni anlamlar üretebiliyor. Geçmişi korumak ile geleceği temsil etmek arasında bir seçim yapmak yerine, ikisinin aynı yüzeyde karşılaşabileceği alanlarla ilgileniyorum. Küresel kültürün yarattığı bu karşılaşmalar, farklı zamanlara ve coğrafyalara ait imgelerin aynı anda var olabilmesini mümkün kılıyor.
Üretimimde süreç, deney, rastlantı ve dönüşüm de önemli bir yer tutuyor. Her şeyi önceden belirlenmiş ve kontrol edilmiş bir sonuç olarak görmüyorum. Rastlantının üretime dahil olmasına, malzemenin kendi davranışının süreci değiştirmesine ve işin başlangıçtaki fikrinden farklı bir yere evrilmesine alan açıyorum. Bunu ifade etmek için kullandığım metaforlardan biri, yaşamın içindeki gelgitleri ve varoluşun sürekli hareket halindeki hâlini temsil eden sarkaç. Benim için varoluş bir piramit gibidir. Piramidin tepesindeki sarkaç, doğru enerjiyle harekete geçtiğinde hareketini çevresine aktarır.
Sanat üretimindeki rolümü de bu enerjiyi harekete geçirmek ve kendi dönüşümüm üzerinden başkalarının dönüşümüne alan açmak olarak görüyorum. Bu dönüşüm yalnızca fiziksel değildir. Bilinçaltının görünmeyen katmanlarını, kişisel ve kolektif hafızada biriken deneyimleri araştırıyor; bunların dönüşümünü fiziksel malzeme, ışık ve mekân aracılığıyla görünür kılmaya çalışıyorum. Bazen kişisel deneyimlerden, bazen çevremde gözlemlediğim davranışlardan, bazen de içinde yaşadığımız çağın ortak imgelerinden hareket ediyorum. Malzeme bu noktada düşüncenin taşıyıcısı değil, düşüncenin kendisini dönüştüren aktif bir unsur hâline geliyor.

Çalışmalarımın izleyicide tek ve kesin bir anlam üretmesini değil, algısal ve fiziksel bir karşılaşma yaratmasını istiyorum. Işık, yansıma, ölçek, malzeme ve mekân aracılığıyla izleyicinin kendi bedeninin ve bulunduğu çevrenin farkına vardığı bir alan yaratmaya çalışıyorum. İşin anlamı yalnızca benim ona yüklediğim kavramlarla sınırlı kalmıyor; izleyicinin kendi hafızası, algısı ve deneyimiyle yeniden şekilleniyor. Yaşamak istediğim dünyayı gittiğim her yere götürüyorum, bu bakış açısıyla karşılaştığım enerjiyi, mekânları ve imgeleri dönüştürerek çalışmalarımda somutlaştırıyorum.
Bu nedenle sanat benim için yalnızca bir eser üretme eylemi değil; yaşamla kurulan sürekli ve yaratıcı bir ilişki biçimi. Yaratıcılığın yalnızca sanat eserinde veya bir tasarım ürününde değil, hayatın bütün alanlarında var olması gerektiğine inanıyorum. Kendi yaşamımla üretimimi birbirinden ayırmadan kurduğum bu ilişki, sanat pratiğimin de temelini oluşturuyor ve bunu çalışmalarım aracılığıyla izleyiciyle de paylaşmak istiyorum. Benim için üretmek; görünmeyeni araştırmak, onu bir malzeme aracılığıyla görünür kılmak, dönüşüme izin vermek ve ortaya çıkan enerjiyi yeniden hayata bırakmak anlamına geliyor.
Çevremi yoğun biçimde gözlemleyen biriyim. Mekânları, nesneleri, ışığı, insanları ve gündelik hayatın içindeki dönüşümleri takip ediyorum. Çalışmalarımda kendimi bütün kısıtlamalardan özgür bırakarak, mekânın dönüşme ihtimalini ve sınırsızlığının barındırdığı mucizeleri kendi gözlemlerim üzerinden aktarıyorum.Yaşamak istediğim dünyayı gittiğim her yere taşıyor.
Sanatın benim için zamana ait olması, yalnızca bugünü temsil etmesi değil; bugünün malzemeleri aracılığıyla geleceğe dair yeni ihtimaller açabilmesi demek.
Mira Sert
